12 Mayıs 2010 Çarşamba

Soruların...

Basit cevapları vardı,
Üstüne basıp geçtiğin.

I.A.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

İkimiz...

Yazıldığında,
Biter bu masal.

I.A.

Sen...

Nasıl bir yanılgıydı gerçekten,
Bile bile kuyusuna düştüğümüz?
Oysa bütün dinler kabul eder ki
Masumdur Yusuf.
Peki ya diğerleri?

I.A.

29 Nisan 2010 Perşembe

Ben...

Ve ben günler gibi uzun uzun yazmak isterdim sana,
Zamanın gün geçtikçe kısaldığına aldırmayarak.

I.A.

25 Mart 2010 Perşembe

Roman/tik/ - Bölüm 2

Kim olacağıma karar veremediğimden olsa gerek -zira kafamda yarattığım tek bir karakter yoktu ve herhangi birini seçip o olmak çok zordu- başka biri olduğum düşüncesinden sıyrılıp bir anda kendim oldum. (Bu kadar kolaydı, evet…) A kentinden kalkan otobüs bu arada, orada olduğunu tam üç sene sonra fark ettiğim ve göl diye çağırılmaktan hoşlanan tuz birikintisini çoktan geride bırakmış ve varış istikametimiz olan diğer A kentine yaklaşık üç saat uzaklıkta bulunan bir diğer A kentinde duraklamıştı. Bütün bu A kentlerinin aynı doğru ya da doğrultu üzerinde bulunuyor olması şimdiye kadar ÖSYM tarafından sorulmuş ve henüz sorulmamış; ama sorulacağına kesin gözle bakılan hız ve yol problemleriyle dalga geçiyordu.
Sözkonusu A kentinin sadece bir mola noktası olduğunu sanmayın. Bu kent aslında anlatacağımız hikayenin kahramanlarının hayatlarında önemli bir rol oynuyor olabilir. Şu ana dek oynamadıysa da kahinler tarafından üç vakte kadar oynayacağı öngörülmektedir. Bu üç vakit, belki üç asra bile tekabül edebilir. Maya takvimleri ve Nostradamus ise bu kehaneti onaylamazlar. Çünkü Mayalar hakkında kesin kehanetler yoktur. Nostradamus da bütün Nietzcheler gibi septiktir ve septikler, kuyusuna bile düşseler aşkı reddederler. Hikayenin septik kahramanı bir alfabenin hep gözden kaçırılan bir harfiyle başlayan bir kentinde bahsi geçen A kentlerinden birinden bir aşka inanmayana gönül düşürür. Belki de bu roman aslında o andan başlamalıdır.
“Bir romanın kaç başlangıcı olur?” diye içinizden söylendiğinizi duyuyorum da neden olmasın, neden bir roman bir, iki, üç, dört, beş (ve sonsuza gider…) noktadan başlamasın? Merak etmeyin üç ayrı öykü ya da üç ayrı karakterden bahsetmiyoruz, sıradan postmodern romanların son derece normal yazarları gibi duvara toslatmak değil sizi niyetim. Bütün bir hikayeler bana ait ve nereden başlayacağımı bilmiyorum, evet… Bu yüzden bir çok yerden başlıyorum anlatmaya. Hangisinin gerçek başlangıç olduğuna da siz karar verin. Bir alıntıyla açıklamak da gerekirse (bakın klasik yazarlar gibi davranacağım tam da bu noktada): “Zira bütün bu anlattıklarımı gözümle gördüm. Kim bilir, belki de onları görürken yanılmış olabilirim; fakat aldatmıyorum.”

22 Mart 2010 Pazartesi

Deniz İçin ya da Modern Bir Cehennem Monologu

"Nasıl büyüdüğümüzü bile anlayamadan çarçabuk geçiyor hayat." yazmış Deniz. Bence anlıyoruz, yol yol izler bırakıyor, beyazlamış saçlar kalıyor ardında... Karakalem çizdiklerimizi Milan marka silgiyle blurlaştırıyor, unutmuş numarası yapıyor, yeni ve temiz bir sayfaymışçasına yeniden eskizler çizmeye başlıyoruz, sonra karışıyor çizgiler. Geride bırakılmış bir sürü karalama... Birileri adına "hayat" demiş diye inanıyoruz biz de. Oysa ne demişti Sartre: "Başkaları cehennemdir.".
Zamanında yaratılmış cehennemlerin kalıntıları üzerine yeni yeni cehennemler inşa ediyoruz ve başkalarının cehennemlerine komşu oluyoruz. Ne olduğunu anlamadan çok bilinmeyenli okullara gidip yine o başkalarının gerekli gördüğü şeyleri ezber edip bir baltaya sap oluyoruz ya da durun yahu, biz öyle sanıyoruz. Bizim bir şey olduğumuz yok, olduruluyoruz, baktılar ki olmuyor öldürülüyoruz.
Aşık oluyoruz, bir nevi modern cehennem ortaklığı... Kandırıyor, kandırılıyoruz. İki kanmış, kişisel cehennemimize ikimizin de en iyi (sandığımız) parçalarını alacağını umduğumuz yeni cehennemlikler katıyoruz. Tabii onların fikrini almıyoruz, zira yaşadığımız cehennemi başkaları da yaşasın, benciliz; vurguluyorum, sencil ya da oncul değil; bizcil, sizcil hiç değil. Hatta Türkçede ve Nostratik Teori'nin akraba gördüğü veya görmediği hiçbir dil ailesinde böyle kelimeler de yoktur, olamaz, birkaç harfle de olsa kalıbımı basarım. Nostradamus da bunları hiçbir kehanetinde söylememiştir.
Velhasıl lafı uzatmayalım. Karakalem blur çizgiler, yol yol beyaz saçlar, komşu ve kişisel cehennemler, kandırmış, kandırılmış ve kanmışlar, hepimiz bir gün ölüyoruz. Nereye mi gideceğiz? Aslında şimdi durduğumuz yerden çok da farklı bir yere değil. Bildiniz mi?
Evet.
Cehenneme...
(Ve ölünce denize atmayı unutmayın...)